Berlin

TARİH, MİMARİ VE EĞLENCE MERKEZİ

Kent, uzun dönemler boyunca ilginç ve hareketli bir tarihe de ev sahipliği yapmış, bu nedenle tarihi bilgi vermeden geçmem doğru olmaz. 1. Dünya Savaşı sonunda yaklaşık 4 milyonluk bir nüfusa ulaşmış. 1930 ve 1940'lı yıllarda ise Hitler'in yönetimi ele geçirmesiyle Nazilerin hüküm sürdüğü dönem başlamış. Kentte 170.000'e ulaşmış olan Yahudi nüfusu bu dönemde ciddi bir kıyıma uğramış. 1938'lerde binlerce Yahudi tutuklanmış ya da ölüm kamplarında sürgüne gönderilmiş. 2. Dünya Savaşı döneminde Berlin'in büyük bölümü zarar görmüş ve tahminen 125.000 sivil nüfusun öldüğü düşünülüyor. 1940'ların sonuna gelindiğinde ise Berlin, Doğu ve Batı olarak anılmaya başlamış. Bu dönem Soğuk Savaş olarak da bilinir.
Batı kısım, Amerikan, İngiliz ve Fransız bölgelerini de içine alan Almanya Federal Cumhuriyeti'ni, doğu ise daha çok Rusya'ya ve Marx-Lenin rejimine yakın olan Demokratik Cumhuriyet'i oluşturmuş. Soğuk savaşın tansiyonunun yükselmesiyle 1961 yılına gelindiğinde Doğu Almanya meşhur Berlin Duvarı'nı inşa etmeye başlamış. Duvarın tamamlanmasıyla Berlin tamamen ikiye ayrılmış. Batı kısımda yaşayanların özel izinler ve denetimler altında Doğu'ya geçmesine izin verilirken, Doğu'dan Batı'ya geçiş tamamen yasaklanmış. Duvar, 1989'a kadar korunmuş ve ancak bu tarihte Soğuk Savaş'ın tamemen bitmesi sonucu yıkılabilmiş. 1990'daFederal Almanya Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla da Berlin tekrar ülkenin başkenti tayin edilmiş.

Kenti Tanıyalım

Bu kısa tarihi bilgiden sonra kenti tanımaya başlayabiliriz..Berlin, küçük gibi görünse de gezip görülecek çok yer var ve özellikle müzeler oldukça büyük, bu nedenle zaman alıyor. Bir de kentin merkezi dışında trenle ya da arabayla 1 saatlik mesafede görebileceğiniz kasaba ve bölgelerin sayısı da fazla. Bu nedenle en az 4 günlük bir tatil planlamanızı öneririm. Ulaşım için tramvay, metro ve otobüs alternatifleriniz olacak ve şehirde hemen her yere toplu taşımayla ulaşmanız mümkün. Tek seferlik kullanım bileti 2,4€ ama günlük bilet alırsanız (6,5€) bu taşıma araçlarının hepsini sınırsız kullanabiliyorsunuz. Ama toplu taşıma mantığı anlamında eleştireceğim noktalar da var. Metro hattını S-Bahn ve U-Bahn olarak 2'ye bölmüşler. Kimi yerlerde S ve U-Bahn birleşim noktaları varken, bazılarına bunlardan sadece biriyle ulaşabiliyorsunuz. S-Bahn kimi zaman yer altı, kimi zaman yüzeyden giderken, U-Bahn tamamen yeraltında giden bir metro olarak tasarlanmış. En büyük eksiklik bu hatların birleşim noktalarındaki geçişlerin yapılamamış olması. Bir metrodan inip dışarı çıkıp, diğerine geçmek için tekrar yeraltına inmek zorunda kalabiliyorsunuz. Gereksiz yorulmaya ve zaman kaybına sebep oluyor. Bir diğer problemi de bilet alırken tecrübe ediyorsunuz. Biletler otomatik makinelerden alınıyor, her metro durağında bunlardan göreceksiniz. Teoride kolay ve basit bir sistem gibi görünse de otomatların çalışma şekli bazen problematik olabiliyor. Bazıları sadece bozuk para ile çalışıyor mesela.. Bilet alacak kadar bozuk parayı yanınızda taşımaya çalışın.

Konaklama anlamında benim önerim Alexanderplatz çevresi olacak, aslında hemen her Avrupa kentinde konaklama için ana terminalin civarındaki otelleri seçerim. Bu teori burada da çok işe yaradı. Hem havaalanı transferlerinde, hem civar bölgelere giden araçları bulmak için, hem de şehir merkezindeki birçok lokasyona rahat ulaşım için ana terminalin etrafında bir otel seçmeniz sizin de hayatınızı kolaylaştıracaktır. Bu bölgeden havaalanına gitmek için Karl-Liebknecht caddesi üzerinden geçen "TXL" hattı otobüslerini (2,4€) kullanabilirsiniz. Ama bu bölge dışında da birçok merkezi lokasyon mevcut; Potsdamer Platz, Hackester Markt, Kreuzberg ve Friedrichstrasse da önerebileceğim diğer alternatifler. Ben Alexanderplatz'da Hotel Indigo'da kaldım ve herkese tavsiye edebilirim. Lokasyonu iyi, odalarsa küçük olmasına rağmen (hemen her Avrupa kentinde zaten böyle) temiz, düzenli ve şık.

Şehri detaylıca anlatmaya başlamadan önce bir tavsiyem daha olacak. Berlin kışın oldukça soğuk olabiliyor, yaz aylarında gitmek daha keyifli olabilir fakat öte yandan özellikle Christmas zamanı çok hareketli ve eğlenceli bir havaya bürünüyor. Avrupa'da yılbaşını geçirmek için en iyi alternatiflerden biri. Sokaklar karnaval alanına dönüşüyor, her yerde Christmas marketler kuruluyor, sınırsız yeme içme alternatifinden süs eşyalarına ve oyun makinelerine kadar ne ararsanız var. Yılbaşı gecesini de şehrin önemli meydanlarından birinde kurulmuş çok büyük bir sokak partisi ve karnavalı eşliğinde geçirebiliyorsunuz. Ben 2013'e Berlin'de yaklaşık 1 milyon kişiyle beraber Branderburg Kapısı önünde kurulmuş devasa sahne ve kutlamalar eşliğinde girdim, gerçekten unutulmaz bir geceydi 🙂

Gelelim gezi planlama kısmına.. Gezip görmeniz gereken yerler kentin farklı bölgelerine dağılmış olduğundan efektif bir plana ihtiyacınız olacak. Ben görülmesi gereken meydanları ve binaları lokasyonlarıyla anlatmaya çalışacağım, konakladığınız noktaya ve gün sayınıza göre istediğiniz şekilde planlamak size kalıyor. Kentte birçok sanat ve tarih müzesi var ve gezinizi planlarken öncelikle hangilerini görmek istediğinize karar vermekle başlayabilirsiniz. Birçok müze, Alexanderplatz ve Branderburg Kapısı arasındaki bölgede yer alıyor. Çok sayıda müzeyi gezmek istiyorsanız Müze Kartı alarak daha ucuza giriş yapabilirsiniz. Müzelerin girişi kalabalık olabiliyor, o yüzden açılış saatlerinde gitmek işinizi kolaylaştırabilir.

Ben sadece Pergamon Müzesini gezdim. Aslında güzel bir müze ama burayı gezmek bir o kadar da trajik. Çünkü içindeki eserlerin çoğu Anadolu ve Osmanlı topraklarından getirilmiş. Söylentiye göre kimi parayla satılmış, kimiyse kaçırılmış. Halıdan tutun da, çanak çömleğe, duvar işlemelerine, heykellere ve Roma döneminden kalma kolonlara kadar birçok tarihi eseri Almanya'da para vererek girdiğiniz bir müzede görmek insanın canını yakıyor. Kimi eserler de Mısır döneminden kalma, bunlar da ilginç bir şekilde orada sergileniyor. Tahminime göre Almanya'ya ait tarihi eser, müzedekilerin ancak %10'unu oluşturuyordur.. Durum gerçekten trajik ama en azından çok güzel koruyup sergiliyorlar..

Berlin'in meydanları da oldukça ünlü..
Alexanderplatz en önemli ve büyük meydanlarından biri, buradaki binaların çoğu 2. Dünya Savaşı'ndaki bombalamalar sırasında yıkılmış. Sonrasında da bu meydan Doğu Berlin'in merkezi haline gelmiş. Meydandaki en önemli yapı 365 metre yükseklikteki televizyon kulesi, ki bu kule aynı zamanda Avrupa'nın da en yüksek yapılarından biri. Kulenin tepesinde bir restoran var ve seyir terasına da çıkabiliyorsunuz. Bu bölge yakınlarında yer alan Oranienburger Straße keyifli bar ve restoranları ve çeşitli dükkan ve galerileriyle mutlaka görmeniz gereken bir cadde. Caddenin sonunda Hackester Markt'a geleceksiniz, yine burası da S ve U-Bahn metroları ve tramvayın kesişimini sağlayan 24 saat açık barları bulunduran hareketli noktalardan biri.

Bir diğer önemli meydan olan Potsdamer Platz, Brandenburg Kapısı'nın kuzeyinde kalıyor. Bu meydan şehirdeki trafik kesişim noktası diyebilirim. Aslında bu konumu da geçmişten geliyor, çünkü eskiden de ticaret yollarının kesişimi olarak kullanılmış. Meydana geldiğinizde tam ortada Sony Center'ı göreceksiniz. Alışveriş merkezini andıran bu yapının çevresinde restoranlar ve sinemalar var. Meydanın göbeğindeki bir önemli bina da Arkeden diye bilinen alışveriş merkezi. Elektronik ve giyim üzerine 130 civarı dükkan bulunduruyor. Potsdam'ın batısına doğru giderseniz, hayvanat bahçesinin hemen altında kalan Kurfürstendamm meydanına ulaşırsınız. Bu bölge halk tarafından Ku'damm olarak da adlandırılır. Tauentzienstraße ve Kurfürstendamm caddeleri Berlin'de alışverişin kalbinin attığı yerdir. Bu 2 geniş bulvarın üzerinde birçok marka dükkanı, restoran ve alışveriş merkezi yer alır. Wittenbergplatz üzerindeki KaDeWe alışveriş merkezi özellikle içerisindeki restoranlar ve uluslararası tasarımcılara ait dükkanlarıyla ünlüdür. Europe Center da hediyelik eşya dükkanlarıyla yine önemli noktalardan birini oluşturur. Tanıtmak istediğim bir diğer bölge olan Friedrichstrasse, müzeler bölgesi ile Brandenburg Kapısı arasında yer alıyor. Aslında Alexanderplatz ve bu kısım Mitte olarak da biliniyor ve şehrin enerjik noktaları olarak biliniyorlar. Friedrichstrasse'da Galeries Lafayette binasını görmeniz mümkün. Çok katlı ve her katında farklı ürün gruplarının satıldığı meşhur Fransız binasına da uğramanızda fayda var. Şansınız varsa güzel indirimler yakalayabilirsiniz.

Biraz da Kreuzberg'den bahsetmek istiyorum.. Kreuzberg, eskiden beri öğrenci eylemlerine ve politik gösterilere sahne olmuşluğuyla biliniyor. Bu bölgedeki halk, tam bir kitle karışımını andırıyor. Gaylerden tutun da anarşistlere, sanatçılara ve yoğun nüfustaki Türk kesimine kadar her çeşit insana rastlayabiliyorsunuz.

Yukarıda da sık sık adının geçtiği Brandenburg Kapısı'na gitmekle işe başlayabilirsiniz. İhtişamlı yapıyı gördükten sonra sağa doğru devam ederek bugün müze olarak kullanılan ve farklı gösterilere de sahne olan Reichstag binasına gidebilirsiniz. Binanın üst kısmında kubbe şeklinde bir seyir terası var, 360 derecelik kent manzarasını izleyebilirsiniz. Brandenburg kapısına giderken Karl-Liebknecht caddesini kullanırsanız yol üzerinde tüm görkemiyle yükselen Berlin Katedral'i mutlaka dikkatinizi çekecektir. Şehirdeki en büyük kilisedir ve Proteztan mezhebine hizmet verir.
Aşağıdaki bölümde anlatacağım "Potsdam" şehri de mutlaka görmeniz gereken bir bölge. Potsdam'a giderseniz dönüşünüzü iyi ayarlayıp Charlottenburg Sarayı'nı da programınıza alabilirsiniz. Çünkü dönüşte kullanacağınız tren bu bölge civarından geçiyor. İki yeri de aynı gün görüp zaman kaybetmemiş olursunuz. Ama tabi yetiştirebilmek için Potsdam'a erken saatlerde gitmenizi öneriyorum. Bir diğer alternatifiniz de burayı Ku'damm programıyla birleştirmek olabilir, oradan da kısa bir yürüyüşle bu bölgeye ulaşabilirsiniz. Charlottenburg, 1699'da yaz aylarında kullanılmak üzere yapılmış bir saray, şu an içerisi müze olarak kullanılıyor.

Bu bölümü bitirmeden önce bir paragrafta Berlin Duvarı Anıtı için açayım. Berlin duvarı, kentin tarihinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Şu an yerinde duvardan eser kalmamış ama bir anıta çevirmişler ve duvarda kullanılan metal ve kolonları detaylı bir anlatımla sergiliyorlar. Bernauer strasse metro durağında indiğinizde, duvarın kalıntıları "Berliner Mauer" olarak hemen karşınız çıkıyor. Detaylı anlatımlar ve hatta videolu gösterimler hazırlamışlar. Okuyup dinledikçe tarihe dair birçok ayrıntıyı farkedeceksiniz. Duvarı 5 bölüme ayırmışlar, aynı cadde üzerinde ilerledikçe her kısmı görebiliyorsunuz.

Tüm bunların yanında gece hayatı içinde Berlin'de çok sayıda güzel mekan bulabiliyorsunuz. Kentte neredeyse 24 saat hareketlilik var. Hatta 2 sabah 8-9 civarı ben otelden çıkarken gece kulübünden daha yeni çıkan gruplar görmüş ve çok şaşırmıştım. Eğlence belli ki sabaha kadar devam ediyor 🙂 En beğenilen bar ve gece kulüplerinden bazılarının isimlerini size listeledim, vaktiniz olursa uğrayın derim.

Gece Kulüpleri;

  • Berghain/Panorama Bar
  • Watergate
  • Cookies
  • Weekend
  • White Trash Fast Food
  • Tresor
  • Barlar;

  • Barbie Deinhoff's
  • Die Weinerei
  • Bei Schlawinchen
  • Soju Bar
  • Bar 3
  • POTSDAM

    Berlin'in güneybatısında, yaklaşık 24 km mesafedeki bu şehir, Brandenburg Federal Bölgesinin de başkentidir. Geçmişte balıkçılıkla geçinen küçük bir kasabayken, zamanla askeri alanda stratejik bir konuma gelmiş ve özellikle 20. yüzyılda tarihteki gelişmeler sonucu önem kazanmış. 1930'lu dönemlerde Hitler zamanında tamamen askeri amaçlı kullanılmış ve bu nedenle de 2. Dünya Savaşı sırasında bu bölgeye ağır bombalı saldırılar yapılmış. Binaların çoğu da bu sebeple ya yıkılmış, ya da zarar görmüş. 1945 sonunda savaşın bitirilmesi için imzalanan anlaşma da yine bu bölgedeki Cecilienhof Sarayı'nda Almanya, İngiltere, Amerika ve Sovyetler Birliği'nin katılımıyla yapılmıştır. (Potsdam Konferansı) Hatta bu sarayda Stalin'in defalarca konferans verdiği de söylenir.

    Belki de bu gizemli geçmişinden dolayıdır ama kentin genel olarak çok enteresan bir havası var. Özellikle Barok dönemi mimarisinin izlerini taşıyan çok sayıda bina var. Geçmişte askerlerin eğitimi ve konaklaması için kullanılmış binaların çoğu şu anda ya müze olmuş, ya devletin elinde ya da yaşlı ve kimsesiz insanlara tahsis edilmiş. Buna rağmen boş duran ve kullanılmayan daha bir çok bina olduğu söyleniyor. Bölgede Alman ve Ruslardan kalma izler görmek mümkün. 2. Dünya Savaşı sırasında bölgenin bir bölümünde Ruslar hüküm sürmüş. Gizli şehir diye bilinen bir bölge oluşturulmuş. Etrafını duvarlar, teller ve alarm sistemleriyle örmüşler. Bu bölgeye giriş kesinlikle yasaklanmış. O dönemde KGB ajanlarının burada yaşadığı ve KGB'nin ana yönetim binasının da burada bulunduğu biliniyor. Buradaki önemli yapılardan biri olan Glienicker Köprüsü de o dönemde yakalanan ajanların değiş tokuşu için kullanılmış.

    Bu gizemli kente zaman ayırmanızı şiddetle tavsiye ederim. Berlin'den S-Bahn metrosunu kullanarak Potsdam-Hbf istasyonuna gelmeniz gerekiyor. 30-40 dakikalık bir tren yolculuğu sonunda, istasyonda indiğinizde karşınıza çıkan özel tur servislerini kullanarak ya da şehir merkezine gelerek buradan bineceğiniz Potsdam City Tur otobüsleri ile bölgedeki tüm önemli noktaları görebilirsiniz. Yaklaşık 2 saatlik bir turda 8 önemli noktayı da gösteriyorlar ve biletler 15€. Fakat kış döneminde turlar 11'de başlıyor ve 2 saatte bir kalkıyor, bir de sadece Cecilienhof Sarayı'nda durup gezdiriyorlar, diğer noktaları otobüsün içerisinden görüyorsunuz. Yazın tur otobüsleri daha sık kalkıyor ve her noktada inip bir sonraki tur otobüsüyle tura devam edebiliyorsunuz. Bu sebeple kış döneminde gittiyseniz şehir otobüslerini de tavsiye edebilirim. Hem sabah erken saatte gezmeye başlayabilir, hem de her yeri gezip görebilirsiniz. Zaten küçük bir yer ve az sayıda otobüs güzergahı var.

    TAVSİYELER

    HAVA
    Aralık-Şubat; en soğuk aylardır. Sıcaklık 2-3 derecelerdedir.
    Kasım ve Mart; Serin ve yağmurlu aylardır.
    Nisan, Mayıs, Eylül ve Ekim; Keyifli bahar aylarıdır. Sıcaklık 13-19 derece arasındadır.
    Haziran-Ağustos; Sıcaklık 22-23 derecelerdedir.
    ULAŞIM
    Metro, tramvay ve otobüslerle şehir içerisinde her yere ulaşmak mümkün. Civar şehirlere seyahatler için de trenleri kullanabilirsiniz. Araç kiralamanıza gerek yok diyebilirim.
    YEME-İÇME
    Sıklıkla Türk restoranı göreceksiniz. Bunun yanında İtalyan, İspanyol ve Meksika mutfağına dair alternatiflere rastlayacaksınız. Hackester Markt ve Kreuzberg'deki restoranlarda çok seçenek var ve genelde oldukça kaliteliler.
    KONAKLAMA
    Çoğu Avrupa kenti gibi burada da  otellerin odaları genelde dardır, ama zaten Berlin'de otelde vakit geçirmemelisiniz, bu yüzden takılmayın derim. Temiz ve merkezi olanlara yönelmelisiniz. Alexanderplatz civarını öneririm ya da metro hatlarının kesişim noktalarındaki meydanlara yakın yerleri tercih edebilirsiniz.