Meksika

ESKİ MEDENİYETLERDEN HAZİNE KALMIŞ BİR COĞRAFYA

Meksika, gerçekten çok büyük bir ülke. Neredeyse 2 milyon kilometrekarelik bir alana yayılmış ve 125 milyondan fazla insanın yaşadığı devasa bir coğrafya. Şehirleri arasındaki uçuşlar bile 4 saatten fazla sürebiliyor. Bu nedenle, çok doğru bir planlama ile gezilmesi gerekli. Bu kısmı zaten detaylıca anlatacağım ama öncesinde biraz tarihinden bahsetmek istiyorum. Çünkü bu bölge, geçmişten günümüze pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış ve hikayesi de anlatılmayı fazlasıyla hakediyor.
Meksika'nın güneydoğu bölgesi "Yucatan adası" olarak bilinir. Mayalar da MÖ binli yıllarda bu bölgede yaşamaya başlamış eski bir kızılderili medeniyetidir. Mayaların dini inançlarının çok güçlü olduğu bilinmektedir, ama bunun yanında matematik, mimari, tıp, astronomi ve sanat gibi birçok alanda da son derece ileriydiler. Chichen Itza, bugün dünyanın 7 harikasından biri olarak bilinir ve Mayaların yaptığı harika tapınakların en ihtişamlısıdır.
Aztekler ise 14-16. yüzyıllar arasında Meksika'nın kuzeyine yerleşmiş başka bir önemli medeniyettir. Büyük ölçüde Mayalar'ın izlerini taşımalarına karşın daha savaşçı bir toplum olarak bilinirler. Meksika'nın başkenti Mexico City, Aztek uygarlığının önemli izlerini taşır. Bu bölge o zamanlar Tenochtitlan olarak anılıyor ve Azteklerin merkezi ünvanını taşıyorken, bugün Mexico City adıyla yine önemli bir başkent olmayı sürdürmektedir.
Mayalar ve Aztekler'den sonra da İspanyollar bu bölgeyi ele geçirmiş  ve kültürel izlerini bırakmışlar. Şimdi bile Meksika'ya en fazla turist yollayan ülkeler sıralamasında Amerika'nın ardından İspanya geliyor.  Hatta Meksikalılar, halkın yarısına yakınının yarı İspanyol kanı taşıdığını söylüyorlar.
Benim seyahatime gelirsek...
Meksika'ya Amerika üzerinden giriş yaptım. Aslında Yucatan bölgesini gezmeyi amaçlamıştım ama oraya kadar gitmişken başkent Mexico City'i görmeden geçmek olmazdı. Bu nedenle Miami'den Mexico City'e makul fiyatlı bir uçuşla seyahatime başladım. Büyük bir müze sevdalısı değilseniz başkente öyle uzunca zaman ayırmanıza gerek yok, 2 günlük hızlı bir gezi yeterli gelebilir.
Şehirleri zaten detaylıca anlatacağım ama öncesinde bilmeniz gereken birşeye değinmek istiyorum. Meksika genelinde acayip bir sivrisinek bolluğu var. Mexico City'de nispeten daha az ama deniz kenarına ve daha turistik bölgelere doğru gidildiğinde gerçekten neye uğradığınızı şaşıracaksınız. O nedenle en kuvvetlisinden bir sivrisinek spreyini hiçbir zaman yanınızdan ayırmayın. Oradaki lokal eczanelere gidip eczacının size önerdiği en güçlü sivrisinek koruyucuyu ve bir de sinek ısırığından sonra sürülecek kremlerden alıp çantanıza atın. Açık alanlarda gezerken tüm vücudunuza sprey sıkarak sineklerden korunun, gün sonunda otelinize gittiğinizde de yeni ısırıklar varsa üzerine iyileştirici kreminizi uygulayın. Başınıza gelince bana hak verirsiniz, ben cidden çok zorlandım, siz de aynı şeyi yaşamayın diye uyarmak isterim.

Mexico City

Havaalanından şehir merkezine gitmek için metro, metrobüs ve taksi alternatifleriniz var. Metro ulaşımı $1, metrobüs ise $3 gibi rakamlara denk geliyor ama bavulunuz varsa bunlar pek de kolay alternatifler değil. Taksiyi kullanmak isterseniz, havaalanından sabit fiyatlı, beyaz taksilerle yaklaşık $15-20 arası bir ücretle max. yarım saatte şehir merkezine ulaşabiliyorsunuz. Mexico City'de oteller genelde ucuz ama pek de konforlu sayılmazlar. Şehirde güvenlik konusuna dikkat etmeniz gerekli, o nedenle çok vasat ya da sapa otelleri seçmeyin. Zaten 8-9'dan sonra tüm dükkanlar kapanıp, kepenkler sıkıca kapatılıyor ve şehir sessizleşiyor. O nedenle öyle geç saatlere kadar gezip tozmayı pek önermiyorum. Zamandan tasarruf etmek istediğimden, ben eski şehir yerleşiminde tarihi anıt ve müzelerin yakınında bir otelde kalmayı tercih ettim. Fena bir bölge değil ama Mexico City'de hemen her yerde temkinli davranmanızda fayda var.
Mexico City, oldukça eski bir yerleşim, ekonomik olarak halkın durumu ise parlak sayılmaz. Ben gittiğimde birkaç eyleme denk geldim, insanlar maaşları ve ekonomik sıkıntıları protesto etmek amaçlı meydanlarda toplanıp gösteri yapıyorlardı. Bir dikkat çekici detay da şehir merkezinde dahi hemen her kuyumcunun, döviz bürosunun ya da büyük mağazanın önünde polis ya da askerin beklemesiydi. Bu durum her an bir olay patlayacak hissine kapılmanıza ve endişe duymanıza sebep oluyor.

Şehrin en bilinen meydanı El Zocalo olarak adlandırılır. Kocaman bir Meksika bayrağının olduğu, geçmişi Azteklere kadar uzanan tarihi binalar ve kalıntılarla dolu bir meydandır. Dönem dönem çeşitli kutlamaların, festivallerin ya da gösterilerin de ev sahipliğini yapmaktadır. Günbatımı saatlerinde askerler meydanda vardiya dönüşü ve bayrak töreni yaparlar, o nedenle bu saatlerde meydanda olursanız daha keyifli bir tecrübe olabilir.

Meydanda birçok önemli yapı bulunur, bunlardan biri de Templo Mayor tapınağıdır. Uzun yıllar Aztekler'e dini merkez görevi görmüştür. Tağınağın bulunduğu alan şu an şehrin merkezinde tarihi bir açık hava müzesi olmuştur. UNESCO tarafından da kültürel miras olarak korunmaktadır.

Bu bölgedeki en önemli yapıların biri de Metropolitan Katedrali'dir. İspanyollar döneminde yapılmıştır. Yeri gelmişken Palacio Nacional'den de bahsetmeliyim. Özünde bir saray olarak inşa edilmiş ve içerisinde birçok bahçe, çeşme ve taş işlemesi bulunduruyor. Şu an için Meksika hükümetinin hizmetindedir.

Şehirde kalıntılar olduğu gibi bir o kadar da sanat ve tarih müzeleri ve tarihi binalar var. Hangilerine gitmek istediğinize önceden karar verin, açık oldukları saatleri mutlaka inceleyin ve planınızı ona göre yapın. Benim ilgimi çeken yapılardan biri de Palacio de Bellas Artes  isimli bir çeşit modern sanatlar binasıydı. Dışında farklı heykel ve işlemelerin kullanıldığı sarayın içi inanılmaz mermerlerle dolu. Bazı alanlarını ücretsiz gezip dolaşabiliyorsunuz. İçeri girdiğinizdeki ihtişam oldukça şaşırtıcı. Günümüzde çeşitli gösterilere ve organizasyonlara sahne görevi görüyor. En üst katında farklı sanatsal müze ve galerilerle beraber Ulusal Mimari Müzesini de görebilirsiniz.
Size tanıtmak istediğim önemli yerlerden biri de Frida Kahlo Müzesi. Zocalo'dan 40 dakika kadar uzak, şehrin tamamen başka bir bölgesinde diyebilirim. Bu bölge Coyoacan banliyösü olarak biliniyor. Metro hattıyla aktarmalı yollardan gelmeniz mümkün, taksi kullanırsanız trafikte kalmanız yüksek ihtimal. Müzenin girişinde uzun sıralar olabiliyor, o nedenle vakitli gitmenizi ya da bileti internetten almanızı önerebilirim. Öğleden sonraya kalırsanız işiniz zorlaşır. Frida Kahlo, bir dönem şu an müze olan bu evde yaşamış. Evde o zaman kullanılan eşyalara, Frida'nın yaptığı tablo ve eserlere dair sayısız örnek var. Çektiğim fotoğrafların bazıları da hemen aşağıda, size fikir verecektir. Kesinlikle gidip görmenizi, duvarlardaki anlatımları da dikkatlice okumanızı öneririm.
Şehirdeki bir başka ilginç lokasyon da Mercado de Sonora, yani aslında bir nevi sokak marketi de diyebileceğimiz pazar alanı. Burası, Mexico City'nin en büyük yerel pazarı, içinde meyve sebzeden sokak lezzetlerine, oyuncaklardan ev eşyalarına ve hatta canlı hayvan satıcılarına kadar ne ararsanız var. Biraz pis ve kalabalık bir yer ama tecrübe etmek isterseniz de girilmeyecek gibi değil. Ben gitmişken görmek istedim, siz de deneyebilirsiniz ama fazlaca vakit harcamaya değmez.
Yeme-içme konusunda birkaç tüyo vermeden olmaz.
Meksika'da çok yaygın bir restoran zinciri var; "Sanbornes". Mexico City'de de neredeyse her 200 metrelik mesafede bir Sanbornes restoranına denk gelmeniz mümkün. Oldukça geniş ve detaylı bir menü sunuyorlar, fiyat olarak da çok pahalı değil. Garsonlar ve tüm servis elemanları yöresel kıyafet ve sunumlarla sizi karşılıyor. Ayrıca canlı piyano ve müzik dinletisi sunuyorlar. Ama İngilizce menü konusunda sıkıntı yaşama ihtimaliniz olabilir. Bu durum Mexico City'deki çoğu restoran için geçerli. İspanyolca bilmiyorsanız, işiniz bazen zor olabiliyor.
Mexico City'de denemeniz gereken bir diğer yer de; "El Moro" Burası salaş, yerel ve sevimli bir kafe. Size kahveler ve Meksika'nın meşhur tatlısı olan "Churros" servis ediyorlar. Bunlar aslında üzerine tarçın ve şeker dökülmüş, bir çeşit hamur kızartması. Porsiyonları oldukça büyük, artarsa al-götür için size paket veriyorlar. Yerel halk genelde bitiriyor ama bana fazla gelmiş, yiyememiştim. Aç gözlülük yapmayın ve az sipariş edip tadına bakın derim 🙂
Keyifli bir gece kaçamağı için de bir mekan önerim olacak, adı "Bosforo".. Yazının başlarında bahsettiğim Palacio Bellas Artes binasına oldukça yakın konumda ve özellikle akşam 8-9'dan sonra kalabalıklaşmaya başlıyor. Oldukça düzgün bir kitlesi var, ufak tefek bir yer olduğundan duracak yer bulmakta zorlanabilirsiniz. Ama İngilizce bilen çok iyi servis elemanları var, onlar mutlaka size yardımcı olacaktır. Mekanın kapısını kırmızı kadife perdelerle örtüyorlar, o yüzden girişi bulmakta zorlanabilirsiniz. Kokteyl, bira çeşitleri ya da Meksika'nın en önemli yerel içkisi olan "Mezcal"i burada deneyebilirsiniz. Çoğumuz Meksika deyince içkilerinin tekila olduğunu sanıyoruz ama aslında iş öyle değil. Yerel halkın içtiği tek içki Mezcal. Bira ile beraber içiyorlar, tekilanın aksine yudum yudum içiliyor. Farklı sertliklerde çeşitleri var ama itiraf etmek gerekirse hepsi de acayip sert. Deneyin ama dikkatli için derim, baya baya sert birşey. Mekanda aperatif birşeyler de yiyebilirsiniz, ya da hemen yanındaki ufak restoran da bir alternatif olabilir.
Bu arada şehirde böcek yeme merakı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Karınca, çekirge ya da benzeri ufak yaratıkları yemeklerde sıklıkla kullanıyorlar. O yüzden, bu hayvancıkları tatmak istemiyorsanız sipariş vermeden önce yiyeceğinizin içinde neler olduğunu dikkatlice öğrenin.

TULUM

Mexico City, Meksika'da iç hat uçuşlarının merkezi konumunda. Ülkenin farklı bölgelerini gezmeyi amaçlıyorsanız, ülkeye giriş yapmak için en iyi lokasyon orası olacaktır. Havaalanı olan hemen her kente Mexico City'den iç hat uçuşuyla ulaşmak mümkün. Fakat, Meksika'nın iç hat uçuşları bazen tam bir karmaşaya dönüşebiliyor. Görevlilerin çoğu da İngilizce bilmediğinden zaman kaybedebilirsiniz, o nedenle havaalanına erken gitmenizi öneririm.

Ben de Tulum'a gitmek için Mexico City'den Cancun'a uçtum. Uçuş yaklaşık 2-2,5 saat sürüyor. Hedefim güneydoğuyu detaylıca gezmek olduğundan araç kiralamıştım. Cancun havaalanı yeni yapılmış ve halen gelişmekteydi. Araç kiralama firmalarını da havaalanı yakınında farklı bir bölgeye yerleştirmişler ve henüz direk bağlantı sağlanmadığından, aracı kiraladığınız firma yetkilisiyle buluşup onların servisiyle araç kiralama merkezine ulaşıyorsunuz. Bavullarla biraz yorucu olabiliyor tabi ama servislerle yaklaşık 10 dakika içinde sizi sorunsuz ulaştırıyorlar. Bana ilginç gelen şey, araç kiralama işlemindeki yavaşlıkları olmuştu. Basit birkaç dökümanın imzalanması için yaklaşık yarım saatlik bir işlem süresi harcıyorsunuz. Şu ana kadar gittiğim yerler arasında en yavaşı Meksikalılardı diyebilirim.

Tüm bu aşamaları da atlattıktan sonra Tulum'a yola çıktık. Araçla yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Yol gayet düzgün, çok şeritli bir otoban, hiç sıkıntı yapmayın. Ama çok önemli bir nokta var ki; aman dikkat demeliyim. Yolda sıklıkla kasisler kurmuşlar, ve işin kötü yanı kimi kasise yaklaşırken uyarı bile yok, bir anda havaya zıplayıp neye uğradığınızı şaşırabilirsiniz. Özellikle gece araba kullanıyorsanız sakın fazla hızlanmayın ve gözünüz hep açık olsun. Tulum sapağından girip otobandan ayrıldıktan sonra yol tek gidiş-tek gelişe dönüyor ve Tulum oteller bölgesine girdikçe de darlaşıyor.

Tulum, plajları ve eğlenceleriyle Meksika'nın tatil merkezi olarak biliniyor. Eski halinde bembeyaz kumsalları ve turkuaz deniziyle mükemmel bir cennetmiş. Ama özellikle Irma kasırgasından sonra deniz florası ve bitki örtüsü çok etkilenmiş ve maalesef ki bu mükemmel denizden eser kalmamış. Ben 2018 yazında gittiğimde sahil halen yosunların etkisindeydi. Kötü ve pis diyemem fakat denize girmek konusunda keyif kaçırıcı bir durum. Sahile yakın sığ yerler hep yosunla kaplı, onların arasından atlaya zıplaya ve yüzerek kendinizi kurtarıp açığa çıktığınızda durum nispeten daha iyi. En azından bir miktar yüzebiliyorsunuz. Sahilde bazı bölgelerde yosunlar daha az ve daha iyi temizleniyor, o nedenle öncesinde gözlem yapın ve ona göre bir plaja yerleşin derim.

Tabi Tulum sadece denizden ibaret dersek çok büyük bir hataya düşeriz. Denizi yanında inanılmaz cenoteleri, Mayalardan kalma tarihi yapıları, kültürel güzellikleri ve el işi sanat eserleriyle kesinlikle keşfedilmesi gereken bir yer. Tulum, bir bütün olarak dinlenme, eğlenme ve biraz da macera vadediyor. Bu arada Tulum downtown olarak bilinen, oteller bölgesinin dışındaki şehir merkezini de mutlaka görmelisiniz. Turist karmaşasından nispeten uzak, keyifli dükkanları, restoran ve barları ile güzel bir alternatif sunuyor.

Tulum'da sahil kenarındaki oteller bölgesinde konaklarsanız daha eğlenceli vakit geçirebilirsiniz, çünkü burada sayısız restoran, bar ya da farklı farklı dükkanlar bulabileceksiniz. Ama diğer yandan bu bölge oldukça pahalı ve otopark anlamında sıkıntılı. Bazı otellerin otoparkları olsa da, yol çok dar olduğundan yol kenarına ücretsiz park edebilme imkanınız çok az ve mecburen kenarlara sıralanmış otoparkları kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Onların fiyatları da ucuz sayılmaz, mesafeler uzak, yol da çok yürünesi olmadığından araca mecbur kalıyorsunuz ve otopark parasını ödemeyi göze almak zorundasınız. Taksi de bir alternatif olabilir ama mutlaka iyi pazarlık yapın ve önceden anlaşın.

Tulum Harabeleri'nden başlayarak bölgenin doğal güzelliklerini anlatalım..

Tulum Harabeleri, oteller bölgesinin girişindeki sahil kıyısında yer alan bir eski Maya yerleşkesi aslında. Uçsuz bucaksız, açık hava müzesi şeklinde düzenlenmiş bir alansa sayısız Maya yapısı var, bu kalıntıların içerisinden sahile inip denize de girebiliyorsunuz. Hazırlıklı gelip, canınız istediğinde denizin tadını çıkarabilirsiniz ama tabi Meksika genelindeki yosun istilasından burası da nasibini almış. Kalabalık ve sıcakla yüzleşmek zorunda kalmamanız için olabildiğince erken saatlerde gelmeniz iyi olur.
Burası 13-15. yüzyıllar arasında Mayalar tarafından liman olarak kullanılmış ve işin ilginç yanı Mayaların sahil kıyısında kurduğu tek şehir burasıymış. Bu bölgenin dışında sadece birkaç tane daha duvarlarla korunan kıyı yerleşkeleri inşa etmişler. Seçtikleri korunaklı bölgeler sayesinde yaptıkları eserler ve kurdukları medeniyetin izleri hala korunabilmiş ve keşdefilmeyi bekliyor.
Bahsetmeden geçemeyeceğim bir konu da harabelerdeki iguanalar.. Rivayete göre bu iguanalar Mayaların bekçileri ve hatta Mayaların ruhunun bu iguanaların içinde halen eserlerini korudukları bile söyleniyor. İnanılmaz birşey belki ama gerçekten siz etrafta dolaşırken iguanaların gözlerini her dakika üzerinizde hissediyorsunuz, hiçbir zaman sizinle yakın olmaya çalışmıyor ama hep uzakta uzağa sizi izliyorlar. Saymanız mümkün değil, her taşın altından çıkabilirler ve öyle bildiğiniz ufak tefek kertenkelelerle de alakaları yok. Kimileri küçük timsahçıklar sayılabilir. Youtube a bir video koydum merak ediyorsanız buyurun kendiniz görün => https://youtu.be/DrciUOkVlQE0

Sıra geldi Tulum bölgesinde beni en çok heyecanlandıran yerleri tanıtmaya.. CENOTELER..

Cenote dediğimiz şey aslında eski Mayaların keşfettiği ve sıklıkla kurban sunma ayinlerinde ya da dini törenlerde kullandıkları gizli ve mistik doğal oluşumları ifade ediyor, su kuyuları da diyebiliriz. Yucatan bölgesinde 6000'i aşkın sayıda cenote var, bunların kimi yeraltında, kimi de yüzeyde bulunuyor. Bazı cenoteler özel kullanıma tahsis edilmiş, yani zamanında devlet tarafından özelleştirilerek kişilere satılmış ve kullanımları da o kişileri kontrolüne bırakılmış. İsteyenler cenoteyi topluma açık halde bırakmış, isteyen de kendi özel mülkü olarak kapalı tutuyor. Cenotelerin hemen hepsinde giriş ücreti var, bu ücret cenotenin kime ait olduğuna, bulunduğu bölgeye, tanınırlığına ya da yapısına bağlı olarak değişebiliyor.

Pek çoğu doğa olayları ya da çöküntüler sonucu oluşmuş ve zamanla içleri de suyla dolmuş. Mayalar, genellikle yerleşim yaptıkları yerleri cenotelerin etrafında ya da yakınında olarak seçmişler ve busu ihtiyaçlarını da bu kuyulardan karşılamışlar. Yani, tüm cenoteler tatlı su bulundurur ve yeraltındaki doğal su kanalları sayesinde suları devr-i daim yaparak hep temiz kalır. Hal böyle olunca güvenliğiniz açısında bahsetmemiz gereken önemli bir not ortaya çıkıyor. Cenotelerin girişlerinde can yelekleri koymuşlar, yani yüzme bilmeyen ya da kendine güvenmeyenler mutlaka bu yelekleri giyiyor. Çünkü su çok derin ve temiz su olduğu için kaldırma kuvveti beklemeyin. Hareket etmeden su yüzeyinde kalamıyorsunuz, sürekli hareket ederseniz de yorulup nefessiz kalma riskiniz ortaya çıkıyor. Bu sebeplerle, su altına ve su yüzeyine ipler gererek hem insanların tutunabilmesi, hem de ilerilere gitmemesi için güvenlik önlemi almışlar. Dikkatli olmanızı öneririm.

Tüm cenoteleri görmeniz zaten mümkün olmadığından, sizi en çok meraklandıran, en görülmesi gerekenleri belirleyip efektif bir planlama yapmanız gerekiyor. Benim izlediğim rotayı yazının devamında detaylıca anlatacağım, size de fikir verebilir.

İlk Rota; Ek-balam Cenote, Cenote Maya Park, Zazil Tunich

Ek-Balam Cenote: Rotanın başlangıç noktası Tulum'dan araçla yaklaşık 1 saat 45 dakika mesafede bulunuyor. Yola çıkmadan önce yanınıza yeterince su ve enerji verici atıştırmalıklarla beraber, şapka ve güneş gözlüğünüzü aldığınızdan emin olun. Hava ısındıkça ve cenoteler kalabalıklaştıkça gezmek zor ve yorucu olmaya başlıyor. Güne olabildiğince erken başlayın ve ilk cenoteye kendinizi atmaya bakın.
Ek-Balam sabah 8'de açılıyor, yüzeyde açık alana kurulmuş bir yerleşke. Orman içerisinde gizli bir vahayı andırır şekilde gizemli, mistik ve huzur veren bir atmosferi var. Mayalar bu bölgede sayısız yapı, tapınak ve piramit inşa etmişler. Aralarında dolaşıp harika fotoğraflar çekebilirsiniz. En sonunda Akropol olarak adlandırılan, göğe yükselen merdivenleri ve ihtişamlı yapısıyla sizi büyüleyecek harika bir manzara sizi bekliyor olacak. Üşenmeden ve korkmadan merdivenleri tırmanıp çıkabilirseniz, gerçekten inanılmaz bir seyir terasıyla karşılaşacaksınız. Size bu duyguyu daha iyi anlatabileceğini düşündüğüm kısa bir videoyu Youtube'a ekledim.

Dilerseniz bir göz atın => https://youtu.be/CKqfT-UdA6k

Cenote Maya Park; Oldukça turistik, iyi organize edilmiş ve düzenli ama bununla birlikte girişi en pahalı olan cenotelerden biri. Girişte size yemekli ya da yemeksiz günlük paketler sunuyorlar, bunların içerisinde cenotedeki zipline, tırmanış, halatta yürüme gibi çeşitli aktiviteler de var. Bence yemekli pakete gerek yok, çok aç gitmediğiniz sürece sıkıntı olmaz. Eğlenceyi ve suda yapılan aktiviteleri seviyorsanız burada 2 saate yakın vakit geçirebilirsiniz. Size özel kilitli dolaplar sağlanıyor, oraya tüm eşyalarınızı bırakıp sadece bikini, mayo ya da şortlarınızla kalıyorsunuz. Deniz ayakkabılarınız varsa kullanabiliyorsunuz, ben onları da almanızı tavsiye ederim. Bir de yanınıza telefon ya da fotoğraf makinası almanıza izin yok ama Gopro'ya izin veriyorlar, fakat onun da başa ya da göğse takılan aparatının olması lazım. Elde birşey taşımanıza izin vermiyorlar. Bunun nedeni de suda yapacağınız aktivitelerde onları tutmanızın güvenlik açısından riskli olması.

Cenotenin girişi için merdivenlerden aşağı iniyorsunuz, ortasındaki halatlı iniş yapılan delik alanı saymazsak yeraltında ve kapalı bir cenote. Aslında enteresan huzurlu bir ortamı var, zamanında Mayalar burayı dini ritüellerinde ve dinlenme amaçlı kullandıklarından olsa gerek, size de aynı hava hakim oluyor. Yerin yaklaşık 26 metre aşağısına iniyorsunuz, suda sizi yine siyah kedi balıkları karşılayacak ama zararsızlar hiç sıkıntı yapmayın. Cenotenin suyu 40 metre derinlikte ve oldukça soğuk. Dediğim gibi içeride farklı aktiviteler yapabilme ve yüzme şansınız var.

 

Zazil Tunich; Burası bence mutlaka görmeniz gereken bir yer, çok da ilginç bir hikayesi var. Meksika hükümeti bir dönem önce bazı arazileri özelleştirmeye ve halka satmaya karar veriyor. O dönemde içerisinde cenotelerin de olduğu birçok arazi sıradan halktan kişilerde satın alınıyor. İşte bu cenote de bu süreçte sahibi tarafından satın alınıyor. Alan kişi burayı kendisi ve ailesinin kullanımı için saklamaya karar veriyor. Fakat, cenotenin girişini ilk buldukları andan itibaren içeride  yaptırdıkları çalışmalarda gerçekten muazzam bir yapının olduğunu görüyorlar. Sonuçta sahibi de bu doğa harikası cenoteyi kendine saklamayı doğru bulmuyor ve hummalı bir çalışmayla 3 yılın sonunda içeriye doğal yapıyı bozmadan yürüyüş alanları yapıyorlar ve gezmeye uygun hale getiriyorlar. Benim gittiğim sene olan 2018'de cenote yeni yeni duyulmaya başlanmıştı.

 

Tamamen yeraltında ve karanlıkta, sessiz ve huzurlu bir ortamı var. Saat 15.00'den sonra gezebiliyorsunuz ve önceden rezervasyonla girebiliyorsunuz. Size özel bir tur planlıyorlar, kimi turlarda cenotenin içerisinde romantik akşam yemekleri de organize ediliyor. Turda size atanmış özel rehber sayesinde cenotenin bütün hikayesini öğreniyor, aynı zamanda Maya kültürüne dair de birçok bilgi ediniyorsunuz. Daha da fazlası Maya ritüellerine ve dini törenlerine dahil oluyorsunuz. Gerçekten harika bir tecrübe olacaktır, kesinlikle öneririm.

Cenoteye girişte Mayaların inançlarına göre tanrılardan izin almanız gerekiyor. İşte bu ritüele dair videoyu Youtube'a ekledim, görmek isterseniz => https://youtu.be/eGzuKMxTvFA

İçeride muazzam bir sessizlik hakim, size yüzmek için yaklaşık yarım saat kadar zaman veriyorlar. Kapkaranlık ve sessiz bir yeraltı mağarasında önünüzü görmeden yüzme deneyimi sizi bekliyor 🙂

 

2. Rota; Chichen Itza Tour, Ik-Kil Cenote, Cenato Zaci

Chichen Itza: Dünyanın 7 harikasından biri kabul edilmiş, daha ne diyelim değil mi.. Bu gizli cennet aslında, Mayaların Yucatan adasında kurduğu yerleşimin başkenti olarak kurulmuş bir şehir. Her köşesinde farklı bir hikaye yazılmış. O kadar muazzam yapılar yapmışlar ki, hayran kalmamanız mümkün değil. El oyması sütunlar, yazılar, tapınaklar, salonlar ve anıtlar derken koca bir günü bu hayal şehrini gezerken harcayabilirsiniz. O nedenle olabildiğince erkenden gitmeye çalışın, böylece hem sıcak çökmeden, hem de farklı turist grupları bölgeyi istila etmeden daha rahat gezme şansınız olur. Yanınızdan şapkanızı, fotoğraf makinanızı ve suyunuzu da eksik etmeyin. Tabi ki giriş ücretli, ucuz da sayılmaz, bir de arabayla geldiğinizde bir miktar daha ekstra ücret ödemek durumunda kalıyorsunuz. Ama her kuruşuna değer..

Chichen Itza, "Itza kuyusunun ağzında" anlamına gelir ve Meksika'da en fazla ziyaret edilen arkeolojik alanların 2.si durumundadır. Chichen Itza şehri içerisinde "El Castillo" (The Kukulkan Pyramid) adıyla bilinen piramit şeklindeki en meşhur yapı, dünya harikalarında listeye dahil edilmiştir. Şehir aslında kendi içerisinde 2'ye bölünmüş şekilde tasarlanmıştır; Chichen Viejo (Eski Chichen) ve Chichen Nuevo (Yeni Chichen).

Ana girişten şehri gezmeye başladığınızda sizi Yeni Chichen bölgesi karşılar, tam karşınızdaki El Castillo görüntüsüyle şehre giriş yaparsınız. Bu yapı astronomik çalışmalar için tasarlanmış özel bir mimaride yapılmıştır. İlkbahar (2o Mart) ve sonbahar (21 Eylül) ekinoksu dönemlerinde, öğleden sonra 3 sularında piramidin ana girişinde batı yönünde kalan korkulukları gün ışığı aydınlatır. Işığın yansımasıyla beraber, 7 farklı ikizkenar üçgenden oluşan sembolik yılan takımyıldızı kıvrılarak bir vücut gibi merdivenlerin en altındaki yılan kafasına ulaşır ve bütün bir vücut görüntüsü oluşturur.

 

 

Girişte solunuzda kalan önemli yapılardan birisi de The Great Ballcourt of Chichen Itza (balo salonu) dır. İçine girdiğinizde ne kadar da büyük olduğunu daha iyi anlıyorsunuz; genişliği yaklaşık 68-69 metreye, uzunluğu da 166 metreye ulaşıyor. 4 tarafı tamamen duvarlarla çevrili ve tek açıklığın tavandaki gökyüzü olduğu bir açık hava tasarımıdır. Binanın muhteşem ses düzenini test etmek için yanınızdaki arkadaşınızla farklı köşelere dağılın. Sizin bir köşede çaldığınız ıslık, 166 metre ötedeki diğer köşede aynı şekilde duyulacaktır. Ses dalgaları rüzgardan ya da gün ışığından hiçbir şekilde etkilenmemektir. Hatta o kadar ki; 1930'larda Leopold Stokowski adında bir müzik adamı bu sihri çözmek için orada 4 gün geçirmiş. Amacı da bu mükemmel ses düzeninin sırlarını anlayıp, yeni bir açık hava konser salonu inşa etmekmiş. Fakat maalesef gizemi çözmeyi başaramamış, halen daha bu gizem çözülememiştir.

Tzompantli - Wall of Skulls (kafatası duvarı), balo salonunu hemen önünde karşınıza çıkar. Biraz korkutucu bir yapıdır, çünkü üzerinde kurban edilmiş insanların kafatasları resmedilmiştir. Hemen yakınlarında Platform of the Eagles and Jaguars (Kartal ve Jaguar platformu) yer alır. Parçalanmış kalplerle beraber resmedilen kartal ve jaguar figürleri aslında kurban edilen insanlardan sorunlu muhafızları temsil eder.

Maya şehrinin içerisinde bir de cenote bulunuyor; Sacred Cenote (Cenote Sagrado). Yukarıda bahsettiğim platformların az ilerisinden sola doğru kıvrılan yoldan 270 metre kadar ilerlediğinizde karşınıza çıkacaktır. Yüzülebilir bir cenote değil, sadece yukarıdan bakabiliyorsunuz. Arkeolojistler cenotenin dibinden binlerce farklı nesne çıkarmışlar, girişinde de heybetli kolonlar olduğuna dair izler bulunmuş. Bu sebeplerle buranın Maya insanlarının hac mekanı gibi özel bir anlamı olduğu düşünülüyor.

Başka bir heybetli yapı da, kolonları ve ihtişamıyla piramidin hemen arkasında yer alan The Temple of Warriors (Savaşçılar Tapınağı). 4 farklı platformdan ve 200 tane yuvarlak yapılı kolondan oluşmaktadır.

 

Chichen Itza'yı anlatmakla bitiremeyiz. O nedenle maalesef şimdilik bir nokta koyup rotanın geri kalan güzelliklerini anlatmaya devam edelim.

Ik-Kil Cenote; Chichen Itza'ya çok yakın ve Valladolid yolu üzerinde bir cenote. Merdivenlerle 26 metre kadar aşağıya indiğinizde size harika bir doğal ortam vadediyor. Su oldukça derin, rahatlıkla yüzebilirsiniz. Chichen-Itza'nın yorgunluğu üzerine serin sular çok iyi geliyor doğrusu. Çok düzgün ve temiz bir yerleşim olduğunu söyleyebilirim, içerisinde restoran, kilitli dolaplar, duş ve hatta konaklama olanakları dahi var. Bu cenotenin, Mayalar zamanında yağmur tanrısına kurbanlar adamak için kullanıldığı düşünülüyor. Cenotenin derinliklerinde insan kemikleri ve çeşitli değerli takılar da bulunmuş.

Merak edenler için tabi ki bir video da koymayı ihmal etmeyelim. Youtube'dan izleyebilirsiniz => https://youtu.be/CTbaTHAiF8I

Cenote Zaci; Valladolid şehir merkezinde kolaylıkla bulabileceğiniz bir cenote. Girişindeki basitliğe aldanmayın, kesinlikle çok güzel ama fazla büyük değil ve kalabalık olabiliyor. Açık alanda bir cenote ama suyun bir kısmının üzerini yukarıdaki bitkiler kapamış, diğer kısmı tamamen açıkta. Merdivenler ve dar geçitleri kullanarak etrafını dolaşabilirsiniz. Su oldukça derin ve içinde balıklar var, özellikle siyah yassı balıklar birçok cenotede olduğu gibi burada da sizleri karşılayacak.

3. Rota; Gran Cenote, Cenote Tankah, Dos Ojos Cenote

 

Gran Cenote: Tulum'un hemen yakınındaki en meşhur cenotelerden biridir. İçerisinde farklı mağaralar ve dalış noktaları da bulunur. Tek bir cenote gibi bahsedilse de aslında orman içerisinde ve farklı geçişlerle birbirine bağlanmış değişik mağaralardan oluşuyor. Çok berrak, güzel ve temiz sularla kaşılaşacaksınız. Şnorkel ve dalış için oldukça eğlenceli, tabi balıkları ve deniz kaplumbağalarını görme fırsatınız olduğunu da söylemeden geçmeyeyim. Duşlar ve kilitli dolapların da olduğu bir tesis ama özellikle turlarla gelen çok kişi olabiliyor. Erken saatlerde gitmenizde fayda var.

Benim de kaplumbağalarla yüzme şansım oldu, görmek isteyenler için videoyu Youtube'a ekledim => https://youtu.be/3tsOXcs67nM

 

 

Cenote Tankah: Tulum'un hemen yakınındaki en meşhur cenotelerden biri ve genelde dalış meraklılarınca ziyaret ediliyor. Burası tropik orman içerisinde özel bir yerleşke olması nedeniyle sadece planlı turlarla gelenleri kabul ediyorlar.  İçerideki cenoteler, bir ucu okyanusa kadar uzanan upuzun doğal su kanalıyla birbirine bağlanmış. Bu bağlantı sebebiyle de, hem tatlı hem de tuzlu su canlılarını gözlemlemeniz mümkün.

Profesyonel dalgıçlar için çok özel ve farklı içerikli turlar sağlıyorlar. Dalışa meraklıysanız, buradaki alternatifleri mutlaka önceden araştırın ve planlı gelin derim.

Dos Ojos Cenote: Burası oldukça büyük bir alan, basitçe anlatmaya çalışayım. Tek bir cenote gibi görünse de orman içine yayılmış, birçok cenoteden oluşuyor. İlk girişte sizi durdurup, bilgi veriyorlar ve nerelere girip, hangi aktiviteleri yapmak istediğinize göre bir ücret ödeyerek biletinizi alıyorsunuz. Sonrasında da gideceğiniz cenoteye doğru yine aracınızla yola devam ediyorsunuz. Ormanda engebeli ve bozuk bir yoldan ilerleyerek sırayla farklı farklı özellikle, irili-ufaklı cenotelerin girişlerini göreceksiniz.

Bu bölgedeki cenoteler arasında, suyun da devr-i daim etmesini sağlayan, çok uzun, doğal bir su altı kanalı mevcut. 70 metreye yakın derinlikleri olan 2 büyük su kuyusunun arasındaki 400 metrelik bir kanaldan bahsediyoruz. Bu kanalda dalış turları yapıyorlar, ama tabi bence acemiyseniz denemeyin, biraz klostrofobik olabilir. Dalış yapmak isteyenlere özel programlar var, onların cenotelere girişleri ve dalış yaptıkları noktalar da ayrıca belirlenmiş. Dalış yapmayacaksanız yüzebilir ya da şnorkelle gözlem yapabilirsiniz.

Özetle burada çok zaman geçirmeniz mümkün, tabi ne yapmak istediğinize bağlı olarak.. Genel bir fikir vermesi amacıyla çektiğim kısa videoyu Youtube'da bulabilirsiniz => https://youtu.be/duioTU5DPrM

Valladolid

 

Valladolid aslında minik bir kasaba ama cenotelerin oldukça yakınında ve illa ki gezi rotalarından birine dahil edebileceğiz konumda. Size önerim cenoteler arasında gezerken acıktığınızda bir öğle yemeği ya da atıştırmalık için dahi olsa mutlaka uğrayın. Hatta, cenotelere yakınlığı ve kültürel dokusu sebebiyle özellikle bazı İspanyollar konaklama için de bu kenti tercih ediyor. 1998'den beri UNESCO tarafından koruma altına alınmış çok sevimli, küçük bir Yucatan şehri.

Kent merkezi etrafında gezerken çoğu yerel halk tarafından el işçiliğiyle tasarlanmış eşyaların satıldığı irili ufaklı dükkanlar gözünüze çarpıyor. Tabi bir de içki dükkanları var. Hepsi tekila ve mezcalin sayısız çeşidi ve hatta bu içkilerden yapılmış türlü likörler, kokteyller, yiyeceklerle dolu. Sorduğunuzda da size detaylıca anlatıp bilgi veriyorlar. Çok keyifli bir tecrübe. Ben 44-46. sokaklar arasında, 41. bulvardaki bir tekila dükkanını tercih etmiştim, size de önerebilirim.

Şehirde tarihi dokusunu kaybetmemiş sokaklar, evler ve binaların yanında değişik müzeler ve galeriler de var. Vaktiniz varsa 2-3 gün kalıp keyfini çıkarabilirsiniz.

Valladolid'de mutlaka yapmanız gereken şey ise; lokallerin "Sopa De Lima" olarak söyledikleri lime limonu çorbasını denemeniz. Tavuk eti, tavuk suyu, limon ve kişnişin ana malzemelerini oluşturduğu bu çorbayı Yucatan usulü yapılmış şekliyle içebileceğin en iyi yer Valladolid'deki yerel restoranlar. Tabi ben de denedim ve şimdi iyi ki denemişim diyorum. Öneri isterseniz, ben "El Sazon de Valladolid"e gitmiştim. Sizler için fotoğrafları da ekledim. Küçük, lokal ve lezzetli bir restoran.

 

İnanılmaz lezzetli, besleyici ve sağlıklı bir çorba. Bu çorbanın Türk usulüne uyarlaması üzerinde çalışıyorum, umarım yakın zamanda siteye de eklemiş olacağım 🙂

PLAYA DEL CARMEN

 

Ben kendi seyahatim için Tulum ve cenotelerden sonra Playa'ya geçecek şekilde bir plan yapmıştım. Çünkü Tulum civarı doğal güzellikler anlamında ne kadar doluysa, Playa da eğlence, alışveriş ve civardaki adalara seyahat anlamında o kadar doğru bir konaklama alternatifi. Bu bölgede oldukça turistik, kimi deniz kenarında kimiyse daha içeride olmak üzere birçok otel var. Bütçenize göre seçim yapabilirsiniz, ama seçeceğiniz otel mutlaka Playa'nın kalbi olan Quinta Avenida(5th Avenue) yani 5. caddeye yakın olsun. Burası İstanbul'daki İstiklal Caddedi, ya da Bağdat Caddesi ayarında, araç geçişine kapalı ve tamamen yayalara ayrılmış bir bulvar diyebilirim. Hem cadde üzerinde, hem de caddeye çıkan ara sokaklarda sayısız çeşitte dükkan, restoran, kafe ya da bar bulabilirsiniz. Ayrıca çok uygun fiyatlı hediyelik eşyalar da alabileceğiniz yerler var.

Özellikle civardaki Isla Cozumel, Isla Mujeres gibi adalara ya da Cancun'a da seyahat etmek istiyorsanız Playa sizin için iyi bir seçenek olacaktır. Restoran ya da bar anlamında birkaç tavsiyede bulunabilirim.

 

5. caddeyle 12. sokağın kesişiminden sahile doğru ilerlerseniz, en popüler bar ve gece klüplerini göreceksiniz. Buralarda hayat gece 11'den sonra başlıyor, o yüzden erken gitmeyin. Abolengo ve Mandala gibi yerleri deneyebilirsiniz. Güvenlik anlamında bir endişeniz olmasın. Sahil kenarında kaliteli müzik ve keyifli bir sohbet isterseniz, yine 5. caddeyle 10. sokağın kesişiminden sahile indiğinizde Zenzi'yi deneyebilirsiniz. Yemek anlamında çok fazla seçenek var ama 5. caddedeyi restoranlar bir tık daha pahalı, size önerim caddenin ara sokakları ya da alt ve üst paralelindeki restoranları denemek olacak. Benim çok başarılı bulduğum yerlerden biri; 10. cadde üzerindeki Don Sirloin. Özellikle çorba ve tacoları çok başarılı. Bir de 5. cadde üzerinde "La Parrilla" isimli bir restoran var, porsiyonları oldukça büyük ve içeride Meksika müziği yapıyorlar. Yerel kıyafetlerle servis yapan garsonlar var. Özellikle burrito, fajita ve margarita için gidebileceğiniz bir yer.

 

ISLA MUJERES

Isla Mujeres, Cancun'a yaklaşık 20 dakikalık mesafede bulunan ve genelde harika plajları için tercih edilen bir ada. Adada golf arabaları ya da motosiklet kiralayarak ulaşım sağlayabilirsiniz. Çok büyük bir ada olmadığından bu araçlar yeterli oluyor. Cancun merkezindeki limanlardan hareket eden 3 farklı feribot firmasından birini kullanarak kısa sürede adaya ulaşıyorsunuz. Her yarım saatte bir kalkan feribotlar var.

Ultramar; en hızlı, en popüler ve en pahalı feribot firması ve Gran Puerto iskelesini kullanıyor. Hemen yanında çok katlı bir otopark da mevcut, aracınızı oraya bırakabilirsiniz.

Yaklaşık 100 metre ilerisindeki Puerto Juarez iskelesinden de 2 farklı feribot firması hareket ediyor; Marinsa ve Naveganto. Sizlere önerim Marinsa'yı kullanmanız. Ultramar'dan daha ucuz, sadece birkaç dakika daha yavaş ve oldukça modern bir feribot. Ultramar'ın sağladığı extra avantaj üstü açık feribotla seyahat edebilme imkanı sunması. Hava güzelken, denizi seyrederek daha keyifli bir yolculuk yapabiliyorsunuz ama zaten yol sadece 20 dakika sürüyor. İsterseniz tek yön bilet alarak gidiş ve dönüşte iki ayrı firmayı da kullanabilirsiniz. Naveganto firması da Puerto Juarez'den hareket ediyor ve bilet satış gişeleri Marinsa ile yanyana. Bilet alırken yanlışlık yapmamak adına dikkat etmeniz gerek. Naveganto, gemiye benzer araçlar kullanıyor ve onlar da seyrek kalkıyor ve yavaş gidiyor, o nedenle ben tavsiye etmiyorum.

Feribottan inince rahatlıkla motosiklet ya da golf arabası kiralayabilirsiniz, hemen karşınıza birçok acenta çıkacak. Tabi ki ehliyetiniz olması gerekli. Araç kiralama ve gezme derdiniz yoksa limana yürüme mesafesindeki plajlara yönelebilir ve bütün gün denizin keyfiniz çıkarabilirsiniz. Şezlong ve şemsiye kiralamak mümkün. En popüler plajı Playa Norte'dir.

Şnorkel yapacaksanız "El Farito" civarı tavsiye ediliyor. Bu bölgede birçok tropik balık ve mercan görmeniz mümkün. Yine o çevrede yunuslarla yüzebileceğiniz ya da deniz kaplumbağalarını gözlemleyebileceğiniz akvaryum ve müzeler var.

Adanın en uç ve yüksek tepesi Punto Sur olarak bilinir, yerden yaklaşık 20 metre yukarıdadır. Uzaklardan Cancun'u, okyanusu ve buradaki Maya kalıntılarını görmek isterseniz ve aracınız da varsa bu tepeye gidebilirsiniz.

Isla Mujeres sahilinin çekiciliğini görmeniz için çektiğim kısa videoyu Youtube'da bulabilirsiniz => https://youtu.be/XTGvUpqoavY

CANCUN

Cancun, bu bölgeye gelen turist trafiğini kontrol eden havaalanının varlığı ve ulaşım kolaylığı nedeniyle daha çok şehir merkezinde lüks tatil tercih eden kişilerin tercihi oluyor. Turistik bölge ve oteller yerleşiminin dışında kalan kısımlarda normal hayatına devam eden yerel Meksikalı halkı ve yerel restoranları, barları da bulabiliyorsunuz. Tabi bu bölgelerde fiyatlar daha uygun ve seçenekler de çok. Vakit ayırıp şehir turuna çıkmanızı ve yerel ürünleri gayet ucuza bulabileceğiniz pazarları dolaşmanızı tavsiye ederim. Ben de aynen bu şekilde kısa bir şehir turu yapmakla yetindim ve Cancun'da fazla zaman geçirmedim.
Merkezde birçok alışveriş merkezi var, oraları da gezebilirsiniz ama daha lokal takılmak isterseniz benim yaptığım gibi kocaman pazarlarda vakit geçirmeyi de seçebilirsiniz. "Market 28" adında yerel, açık bir pazarı gezme fırsatım oldu. Yerel halkın olduğu downtown bölgesindeki en meşhur bitpazarı burası. Cancun'da kalıyorsanız ve aracınız yoksa, taksi ya da otobüsle de ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Yanında kocaman bir market de var, gelmişken Meksika'ya özgü şeyler almak isterseniz siz iyi bir seçenek olabilir. Çok sayıda dükkan ve dükkanların hemen hepsinin önünde de sizi dükkana çekmeye çalışan bir satıcı var. Alışveriş yaparken pazarlık yapabileceğiniz dükkanlara da rastlayacaksınız. Yani, bunlara hazırlıklı olun ve kalabalığa karşın eşyalarınıza da dikkat edin. Aklınıza gelebilecek birçok şey bulmanız mümkün; el yapımı ürünler, takı, mücevher, tekstil ürünleri, çanak çömlek, porselenler, magnetler ve yöresel ürünler.. Şehir merkezlerine ve dükkanlara kıyasla çok daha uygun fiyata alabilirsiniz. Bitpazarının tam ortasındaki açık alan da yeme-içme için ayrılmış birçok restoranla çevrili. Dilerseniz buralarda birşeyler atıştırabilir ya da civardaki daha başarılı Meksika restoranlarını tercih edebilirsiniz.

TAVSİYELER

Meksika, neredeyse 2 milyon kilometrekarelik dev bir coğrafya. Meksika'ya keyfi bir seyahat planlıyorsanız, mutlaka gereken zamanı ayırın ve gitmişken kısa bir tatil tercih etmeyin.

Mexico City, gitmişken görebileceğiniz bir şehir. Ülkenin hava trafiğinin de merkezini oluşturuyor. Fakat güvenliğe dikkat edin.

Irma kasırgasından sonra tüm plajlar çok kirlenmiş, otel rezervasyonunda buna dikkat edin. 2018 itibariyle halen daha temizlenmemişti.

Ülkedeki sivrisinekler çok can sıkıcı. Oradaki yerel eczanelerden sinek kovucu spreyler alın, mutlaka yanınızda taşıyın ve gerektikçe kullanın.

Tulum/Cancun bölgelerinde ve cenotelere giderken araç kiralamaktan endişe etmenize gerek yok, yollar geniş ve sakin.

Valladolid'de Sopa De Lima çorbasından içmeden gelmeyin.

Margarita ve tacodan şaşmayın, inanılmaz ucuz ve gerçekten harika yapıyorlar.

Meksika, neredeyse 2 milyon kilometrekarelik dev bir coğrafya. Meksika'ya keyfi bir seyahat planlıyorsanız, mutlaka gereken zamanı ayırın ve gitmişken kısa bir tatil tercih etmeyin.